daire temizliği ve toplum bilgisi
voflardı; hasattan elde edilen artı ürünü gerektiğinde kendi vaiarlanna satmalarım yasaklayan hiçbir kural yoktu; geçimlerini sağlamak için artık doğrudan efendilerine bağlı değillerdi ve onun müdahalelerine ancak tesadüf eseri maruz kalıyorlardı, Kuşkusuz, demense toprakların “yönetimini” elinde tutan efendiye karşı korkunç derecede ağır yükümlülükleri yerine gcdnne zorunlulukları sürüyordu. Ama bu yükümlülükler hukuksal olarak bazen, uygulamada ise her zaman sımrlandırü-mışü. Gerçekten de, bazı malikâne denetçileri bağımh adamın “her emir verildiğinde hizmet etmesi daire temizliği Temel özelliği keyfilik olan kölelik kavramının kendisine tamamen aykırı düşen bir düzenleme söz konusuydu. Nihayet, bildiğimiz gibi, bazı köleler yöneticilerin maiyetindeki bağh adamlardan oluşan süahb birlikler içinde yer alıyorlardı. Silahın itibarı, sağladığı güven, bir kanunnamede yazıldığı gibi tek sözcükle ifade edilecek olursa, “vasal-kğin onum” sayesinde, toplumda köleliğin her türlü olumsuzluğunu bertaraf edecek öyle bir yer ve hareket kabiliyeti kazanmışlardı ki, krallar, ilke olarak yalnızca gerçek “Frankların katıldığı bağımlılık yemininin istisnai olarak onlardan tla talep edilmesini uygun gördüler.gerektiğini” boş yere söyleyip duruyorlardı; uygulamada efendinin çıkarı, her küçük işletmecinin “z^ö«j-^”ların ekilip biçümesi için gerekli iş gününe sahip elmasım zorunlu kthyordu: Aksi takdirde, vergi konusu olan şey bile ortadan kalkabilirdi. Genellikle evlilik yoluyla akrabahk bağı kurduğu “özgür” denilen öteki tasarmf hakkı sahipleriyle çok benzer bir hayat süren “ev sahibi kılm-mış” sems, çok önemli bir özelliğe sahip olarak, hukuksal statüsü açısmdan da onlara yaklaşmışü. Kraliyet mahkemeleri onların görevlerinin de toprağa ilişkin örf hukukuyla belirlenmesini kabul etmişti;
Özgür insanlar açısmdan bakıldığında ise, çok daha bü-bir çeşitlilikle karşılaşılmaktadır. Hatırı sayılır ölçülere va-'^an servet farklılaşmaları, hukuksal farklılaşmaları da etkili-
yordu. Ne kadar soylu bir aüede doğarsa doğsun, savaş teç. hizatını sağlayamadığı için orduya çağrılamayacak ya da en azın, dan kendi olanaklarıyla orduda yer alamayacak kadar yoksu! olan bir kişi, hâlâ Frank halkımn özgür bir üyesi sayılabilu miydi? Bir kanunnamede belirtildiği gibi, en fazla “ikinci derecede özgür” bir kişidir; diğer bir kanunname ise, “yoksul-lar”la “özgür kişüeri” çok daha kesin bir biçimde karşı karşıya getirmektedir.^^^ Özellikle, teorik olarak özgür bbul edilen kişüerin çoğu, kralın tebaası olmakla birlikte, herhangi bir özel şefin bağımlısı haline de gelebiliyorlardı ve bireyin statüsünü her duruma özgü olarak asıl belirleyen şey, bu bağımlılık ilişkilerinin hemen hemen sonsuz sayıdaki farkMıklanydı, Senyörlüğün tasarruf hakkı sahipleri, köle statüsünden kurtulduklarmda, Latince yazılmış resmî belgelerde genellikle “kolon” adıyla anılıyorlardı. Gerçekten de. Frank devletinin bir zamanlar Roma İmparatorluğu’na ait bölgelerinde, bu kolonların çoğu kesinlikle kolonluk yasalarına bağh olan ataların soyundan geliyorlardı. Fakat, bir zamanlar bu statünün belirleyici temel özelliği olan toprağa bağlılık, yavaş yavaş geçer-üliğim^ yitirmişti. Birkaç yüzyü önce. Geç imparatorluk döneminde, herkesin ya da hemen hemen herkesin kabtsal görevleriyle birlikte vergi miktarlarım da belirlemek tasarısı düşünülmüştü: Asker orduya, zanaatçı mesleğine, belediye üyesi belediye senatosuna, çiftçi terk edemeyeceği ve toprağın seçkin sahibinin ondan koparıp alamayacağı tarlasına bağlanmıştı. Devasa alanlar üzerinde egemenlik kuran yönetimin gücü, bu düşü hemen hemen bir gerçek yapmaya olanak tanımışo, Buna karşm, kendilerinden sonra gelen Ortaçağ devlederinin çoğu gibi barbar krallıklar da, toprağını bırakıp kaçan köylüyü takip etmek ya da yeni bir efendinin onu kabul etmesini en-
“2 Institution de paix de Laon (26 Ağustos 1128) içinde VCARNKCHNIG ve STtaN.f/ı»:»’.' Stauts und Richtsgeschichte, C. I, Urkundenbuch, s. 31, c. 2.
